1. YAZARLAR

  2. Eser Kemal Öykülerinden

  3. Sınav Sistemini “Böyle Buyurdu Brunei Sultanı”
Eser Kemal Öykülerinden

Eser Kemal Öykülerinden

Yazarın Tüm Yazıları >

Sınav Sistemini “Böyle Buyurdu Brunei Sultanı”

A+A-

 

Severim Brunei’yi. Haritalardan tanışırız kendisiyle. Asıl adı “Brunei Barış Ülkesi Devleti” olmasına karşın; oku haberi, aç ansiklopediyi, yay önün atlası derken aramızda bir samimiyet doğdu ve birkaç vakittir böyle laubali hitap eder oldum zat-ı alilerine.

Kalabalık içerisinde ufak tefek tartışmalar yaşasak da yalnız kaldığımızda iyi anlaşırız. Genelde o konuşur, ben dinlerim. Anlattıklarını zihnimde gezdiririm. Bazen çocuklarını hayal ederim, bazen gelecek için çizdiği resmin hatlarını incelerim. Beğenmediğim yönleri mi? Gırla… İstesin cebimdeki tüm parayı vereyim ama densizlikte hiç fena sayılmaz hınzır. İki lafından biri sultan mesela… El kadar Borneo Adası’nın sol üst köşesinde mini minnacık bir koltuk kaptım demiyor da, arkadaşları tarafından iskeleden aşağı atılacağı aşikar beşer tedirginliği içinde olduğuyla ilgilenmiyor da, neymiş efendim, sultan sultan sultan…

“Hay senin sultanın batsın. Güney Çin Denizlerinde boğulasın.” diyeceğim de dilim varmıyor. Gel gelelim dost yüreği işte. Kabullendim. Yalnız bir şeyi şart koşmayı ihmal etmedim bizim Brunei’ye.

“Sultan sözcüğü yüzüne tebessümler konduruyor, tamam. Anayasayı hazırlayacak 21 üyenin 10’unu meclis atıyor, 11’ini sen belirliyorsun, ona da eyvallah. Hatta 1965 yılından bu yana seçim meçim de hak getire, anlaştık. Ama rica ediyorum bu yaptıklarını tarif ederken sık kullandığın “demokrasi” sözcüğünün dudaklarından devrildiğini duymayayım.”

Yemin ettirdim. Ahdine sadık kalmadığın gün sırtını verdiğin Endonezya’dan sopa yiyesin dedim, yüzünü döndüğün Malezya oranı buranı çimdirsin diye ekledim. Ne var ki Allah şahit ya biri bile olsun istemem. Ama o pişkin pişkin sırıtırken, “İngiltereeee” diyerek hikmet kaynağını sözcüklere dökerken az biraz sinirlendim. Sinirlendim de… Neyse… Gelelim bizim asıl meseleye!

Gece yatıyorum yatakta. Ne iş yapsam, hangi baltaya sap olsam diye düşünürken, Dümen Üniversitesi’nin Boş İşler Fakültesi’ni bitirmenin özgüveniyle “Özel öğretmen mi olsam, ‘bi’ formasyona bakar.” diye iç geçirirken sızmışım. Rüyalarımda iş aramış, bulamayınca da Brunei’ye açılsam mı, diye savaşmışım içimde. Ama ne savaş…

Velhasıl şartlar olgunlaştı ve beni kendine “Sultan” yaptı Brunei. Sonra elime bir değnek tutuşturdu ve hangi icraatı hayata geçireceksem önce değneğin ismini söylememi istedi. Değneğin ismi de neydi ki! -Bal gibi biliyorum tabi ki rüya benim sonuçta…- Utanarak sıkınarak “demokrasi” dedi Brunei. Ağzının payını vermeme fırsat tanımadan da elini dudaklarıma değdirdi ve “Bu sözcük her istediğini yaptıracak sana. İtiraz etme.” dedi. Zaten ağzımı kapatmasa da itiraz etmeyecektim. “İstemem Brunei ama şu yan cebimi açıyorum sen içine iliştiriver bir zahmet.” diyecektim.

Yalandan bir iki sızlanmadan sonra güneşten parlak on iki yaldızlı değneği aldım elime. Oturdum, bozkırın ortasına orman yapanların ormanının içine yaptırdığım köşküme. 15 sene takıldım bilfiil. Canım hangisini istiyorsa o kanunu çıkardım, neyin doğru olduğunu düşünüyorsam o uygulamayı koydum yürürlüğe. Sultan benim ya… Oh mis… Bir şey yapıyorum, Ak’lıyorum paklıyorum olmuyorsa bir büyüğünü verin diyorum, o da mı olmadı, Ak’ladığım kalsın pakladığımı derdest edin diyorum. Öyle de yapsam “Sultanım Çok Yaşa” işitiyorum böyle de yapsam “Çok Yaşa Sultanım”… -Nasıl, Orwell’in 1984’ü bile bu kadar keyif vermedi değil mi?-

 

Ve bir ara uyanır gibi oluyordum aslında “Sultanların Sultanı” takıldığım rüyamdan ama bizim Brunei’nin “Devlet”lisi öyle bir sırtımı sıvazlıyor ki, öyle saçlarımı okşuyor, güzel ninniler mırıldanıyor ki, aralanmaya yüz tutan göz kapaklarım yeniden birbirine yapışıyor. Ve devam ediyor rüyam.

Ama titretmişti bu yarı uyku hali. “Ya uyansaydım” korkusuyla daha da sertleşmeye itti beni. On iki yaldızlı değneğime ismini söylemekten başka çare kalmamıştı ne yazık ki. Ve kabak 4 kez değiştirdiğim Eğitim Bakanı’nın 5.sinin başında patlamıştı. 6.sını getirmiştim. Sayısız değiştirdiğim Eğitim Sistemi’ne de yine bir göz gezdirmeliydim.

Bir önceki sefer kendi yaptığım sistemi yine kendim beğenmedim. Yeni getirdiğim Bakanın önüne, “Olur mu böyle şey” diyerek fırlatıverdim. -Ya da Bakan olmasın o, onun da bir “Baş”ı var sonuçta o olsun, rüya benim ya…-

Günün sonunda, 15 senedir tek söz söylemeyen tebaam bir şeyler mırıldanmaya başladı kendi arasında. O mırıldanma, kestirdiğim ağaçların yarattığı boşluktan ivme alarak köşkümün duvarlarında yankılandı. Kimisi, 6,7 ve 8. Sınıflarda girilen sınavların gövdesini oluşturduğu Brunei TEOG’unu beğenen, kimisi eski sistemi tutmayıp yenisini anlamayan, kimisi yeni sistemi anlayıp çocuklarını şehir şehir dolaştırmak zorunda kalacağının farkına varan, kimisi kafadan muhalif, kimisi 15 senedir bir gün bile sevmedi beni, kimisi konuyu çok yanlış anlamış, kimisi tamamını anladığı konuyu arkadaşına yanlış aktarmış, kimisi devrimci olduğunu söyleyip bu sistemde çocuğunu okutmak istemezmiş, kimisi muhafazakar olmaktan kaynaklı eskiyi muhafaza etmekten vazgeçemezmiş, kimisi beğenmiş ama ne bileyimmiş…

Baktım iş karışıyor, uyandım “Sultanların Sultanı” olduğum rüyamdan. Kendimi hızla yataktan fırlattım ve koştum avluda sessizce dolaşan Brunei’nin yanına. Bir de ne göreyim. Rüyamda elime tutuşturduğu değnek elinde gülümsüyor bana. Ne mi yaptım.

Not: Hikayeyi kim okuduysa o Brunei’nin dostu o olsun. Sonunu yazmak da ona kalsın. Ben okurum.

Bu yazı toplam 85 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar